20 Temmuz 2015 - 19:35
Türkiyeli İslamcıların İran’la İmtihanı

Artık Filistin meselesi unut(tur)ulmuş, Kudüs ve Mescid-i Aksa kaderine terk edilmiş, işgal edilen topraklar, Ortadoğu’da ki İsrail yayılmacılığı artık kanıksanmış, ezilen ve mustazaf halklar hatırlanmaz, ümmet ve ümmetin birliğine dair hedeflerin yerinde yeller esmeye başladı..

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bismillahirrahmanirrahim..

Tarihten bu güne saltanata, güce ve paraya yaslanmış, vicdan ve cüzdan arasında gidip gelmiş birçok âlim, şair, aydın, yazara tanıklık etmişizdir.

Bir geçimlik dünya, makam-mevki karşılığında, Yezid’e saltanatın nimetlerinden faydalanmak adına İmam Hüseyin’in katli fetvasını veren Kadı Şureyh, Ebu Hanife’nin ısrarla Abbasi halifelerine karşı durarak kabul etmediği “Kadılık” teklifini kabul eden Ebu Yusuf ve Ebu Muhammed’den tutun da tarihten bu güne bir çok ismi sayabiliriz bu çerçevede..

Türkiye’de siyasal İslami söylemleri olan bir partinin iktidar nimetleri ile tanış(tırılı)p siyasal hakimiyet-başarıyı yakalamasından sonra, güce, paraya, makam-mevkiye, itibara kavuşmak, kısaca bu yeni iktidara yaslanmak adına ne kadar İslamcı yazar, çizer, aydın, siyasetçi, akademisyen varsa sinekler gibi üşüşerek iktidarın nimetlerden faydalanma yarışı içerisine girdiğine şahit olduk..

Artık bu İslamcı kesimin söylemlerinde, ne Emperyalizm ne Batı ne ABD ne de İsrail karşıtlığına dair ciddi, somut bir tavır göremez olduk..

Artık Filistin meselesi unut(tur)ulmuş, Kudüs ve Mescid-i Aksa kaderine terk edilmiş, işgal edilen topraklar, Ortadoğu’da ki İsrail yayılmacılığı artık kanıksanmış, ezilen ve mustazaf halklar hatırlanmaz, ümmet ve ümmetin birliğine dair hedeflerin yerinde yeller esmeye başladı..

İktidara öylesine eklemlenmişler nimetlerine öylesine gark olmuşlar ki, siyasilerin ulaşmış oldukları güç, devlette, bürokrasi de ulaşılan makam-mevkiler, İslamcı medyanın buldukları devasa medya gücü, yazarların edindikleri köşeler; iş adamlarının edindikleri zenginlikler, son model araçlar, süper lüks konutlar ve pahalı-marka tüketim hastalıkları bu kesimin İslami kimliklerin de derin bir erozyona, dezenformasyona uğratır olduğuna şahit olduk..

Ortadoğu’da estirilen yalancı baharlar ile birlikte, Türkiye’de iktidara getirilen AKP hükümeti, Ortadoğu’da İsrail-ABD eksenli bir politika izleyince, dünyanın birçok bölgesinden adeta bir kampanya edasıyla taşınan paralı-mobil cihatçılar(!) (teröristler) eliyle Suriye’de ortaya çıkan tablonun akabinde, AKP iktidarına yaslanan-nemalanan tüm İslamcı(!) medya, yazarlar, akademisyenler ve STK’lar, Suriye sürecinin arka planına, gerçeğine, bakmaksızın beslendikleri kaynağa matuf bir yol izlediler..

Daha düne kadar, ümmetten, vahdetten, kardeşlikten dem vuran; İran’a, Hizbullah’a methiyeler, güzellemeler düzen bu zevat, konu iktidar nimetlerinden, güçten ve itibardan nemalanmak olunca tarihsel miraslarıyla uyumlu bir yol tuttular, “ilkelerin değil sikkelerin ağır bastığı” bir davranış biçimini tavır haline getirdiler..

İran’ın p5+1 Batı ülkeleri ile arasında gerçekleşen nükleer müzakerelerden çıkan sonucu, başarıyı hazmedemeyen, bir zamanlar İran’a methiyeler düzen bu İslamcı medya kalemşörleri, tam bir mezhebi ve ırki refleks içerisinde, kıskançlık ve haset duygularından neşet eden söylemler içerisine girdiklerini görüyoruz..

Sanki İran ve Batı arasında gerçekleşen müzakerelerin tarafı Batı-ABD değil bunlardı. İran başarılı bir sonuç çıkarırsa ABD-Batı ile perde arkasında anlaştı(!) Başarısız olursa İran bunu hak etti(!) Yani her sonuçta da İran Mahkum edilecek, kınanacaktı.

Gelmiş oldukları noktada, İran’a kin güden bu zevatın nasıl bir mezhebi taassuba gömüldüklerini teessüf ile müşahede ediyoruz..

Öyle olmuştur demiyorum ama İran’ın ABD’yi, Batıyı dize getirebileceği gibi bir sonucu mantıklı bulmayan bu zevat, Erdoğan’ın, AKP’nin ABD’yi dize getirdiğine, kullandığına şeksiz ve şüphesiz inanmaları, iman(!) etmeleri her halde beslenme(!) ile ilgili bir durum olsa gerek.

Müzakereleri “Şii Hilali” uyduruk tanımlaması ile izah ettiklerini görmek gülünç ötesi bir durum değil de nedir?

Nükleer müzakerelerden çıkan sonuçtan Türkiye adına, “Şii ilahiyatı ve fikri ile ciddi bir yüzleşme” gibi bir fikri garabet devşiren bu alınır-satılır kalemlerin artık İslamcılığa dair ortaya bir şey koyacaklarından umudu kesmiş durumdayım..

Eğer ille de yüzleşecekseniz! Tarihten bu yana güç ve saltanata teşne din anlayışınızdan, beslendiğiniz kaynaklarınızdan, bu konuda örnek, rol-model aldığınız şahsiyetlerden başlayabilirsiniz..

Eğer ille de yüzleşecekseniz! Daha düne kadar İsrail-ABD, Batı karşıtı duruş sergileyen sizlerin Suriye’de nasıl da aynı projenin tarafları olduğunuz gerçeği ile yüzleşebilirsiniz..

Eğer ille de yüzleşecekseniz! Filistin’e, Kudüs’e ihanet eden, İsrail’in Filistin topraklarının işgalini seyretmekten başka bir şey yapmayan, İsrail ve ABD ile son derece dostane(!) ilişkiler gerçekleştiren satılık körfez rejimleri ile mut’a değil, gayri meşru ilişkiler geliştiren AKP iktidarının, Suriye’de bu rejimler ile nasıl bir ortak strateji içerisine girdiği, bu rejimlerin katarına nasıl-neden takıldığı ve bu rejimler ile nasıl bir bağ kurduğu soruları ile yüzleşin..

Eğer ille de yüzleşecekseniz! Türkiye’de “İslam Devleti” tesis edilmiş edası ile halk kitlelerini uyuşturan, kandıran sizler, daha düne kadar İslami düzen iddianızın, şeriat iddianızın, hedefinizin, nasıl bir pazarlığa kurban gittiği, akametinin ne olduğu, mevcut sisteme nasıl da entegre olduğunuz sorusu ile yüzleşin…

Tabi yüzleşecek bir yüzünüz kaldıysa!..

sadikcelik74@gmail.com